Yazarın Sorunları

famous-authors-typewriters-jondo-faulkner

Yazarlık için yeteneği olduğunu düşünen ancak şanssızlıktan yakınanların sayısı hiç az değildir. “Nasıl yazar olunur?” sorusundan yola çıkan Enver Aysever yazarlığın tanımını yeniden yaparak cevapları arıyor. Yazar olmanın gizli bir reçetesi var mıdır? Yazarlık öğretilen ya da öğrenilen bir şey midir? Bu soruları kendi deneyimleri ve edebiyat dünyasındaki gözlemleri ışığında yanıtlayan Aysever, yazarın iç dünyasının ayrıntılı bir portresini çiziyor. “Nasıl Yazar Olunur?” ve “Edebiyat Ölmelidir”, yazar olmak isteyenlere tavsiye vermekten çok bu itkinin doğuşu ve edebiyatla yakınlaşmanın hissini okuyucuya aktarıyor.

Yazma eylemi, beyindeki bir tetiklenmenin devamında doğar. Genellikle bir soru bu tetikleyici unsuru oluşturur. Kişi düne ya da geleceğe, bazen hayata bazense salt bilinmeze duyduğu merakla bir soru sorar. Ardından zihninde oluşan imgelerden bir cümleyi çekip çıkarır. İşte bu, o yazının ilk cümlesidir. Kişi meraklıdır. Yenilemez ve doyurulamaz bir dürtüdür bu. Merak, tek bir cümleyle asla savuşturulamaz. Tetiklenme başlamıştır artık; ilk cümle kâğıtta izini bırakmıştır: “Mrs. Dalloway çiçekleri kendisinin alacağını söyledi.”

Bu tetiklenme düşünsel bir fırtınayı beraberinde getirecektir. Kentin üzerinde dolaşan bir hortum gibi hızla ve büyük bir kuvvetle parçaları söküp alan ve rüzgâr tünelinde yukarı taşıyan güçlü bir devinim doğar. Hiçbir sorunun tek cümlelik bir cevabı yoktur. Kâğıt üzerindeki izler uzadıkça cevap büyür, hikâye derinleşir ve kelimelerin üst üste yığılıp harmanlandığı dev bir dağ oluşur.

İfadenin gücü karşı konulmazdır. Bazen binlerce sözcükle anlatılamayan şey tek bir cümleyle anlam bulabilir. Gündeme uygun bir örnek vermek gerekirse, hak mücadelesinde harcanan emeği anlamlandıramayanları mükemmel biçimde tanımlayan Nietzsche’nin şu sözünü hatırlayabiliriz: “Müziğin sesini duymayanlar, dans edenleri deli sanır.” İşte tam da burada, noktanın konduğu yerde okur görevi devralacaktır. Yazarın cümlesinden okura bulaşan etki bir mıknatıs gibi çalışacak, tüm düşünsel ve bazense düşsel mekanizmaları harekete geçirecektir.

Yazının ve yazarın, fikirleri, umutları ve talepleri yaymada öncü rolü olduğunu söyleyebiliriz. Biliriz ki devrim hangi yolu izlerse izlesin, devrimciyi hareket noktasına taşıyan o güne değin okuduklarıdır. Düşüncenin taşınması, gelişmesi ve olgunlaşması yazının zihne dokunuşuyla gerçekleşir. John Steinbeck okuduktan sonra yeniden tanıştığı yalnızlığıyla dost olmaya ya da Goldman’ın “Hayatımı Yaşarken”ini masanın üzerine bırakıp yepyeni bir yarın için sokaklara çıkmaya karar verebilir insan. İşte tam da bu nedenle edebiyat devrimcidir. Zihindeki atıl yapıların üzerinden geçen kalem bu hantal kütlelerin hareketlenmesini, evrilmesini ya da tümden paramparça olmasını sağlayabilir. Bilginin, aşkın ya da umudun üzerindeki kabuğu bir cümleyle kırmak ve ışığın binlerce renginin açığa çıkmasını sağlamak mümkündür.

Enver Aysever’i yakından takip edenlerin tanıyabileceği edebiyat yazılarını topladığı son iki kitabı bu ve benzeri pek çok mesele üzerine düşündürüyor okuru. Yazın dünyasını Aysever’in gözüyle izleyebiliyoruz. Her iki eserde de yazarlık fikrinin doğuşundan bireyi yazmaya yönlendiren kuvvetlere, yazının yaratılış öyküsünden okur tarafından alındığı aşamaya kadar yazar ve toplum etkileşiminin çok yönlü sorgulamalarına rastlıyoruz. Yazarlığın bir yetenek, bir dürtü ya da bir birikimin neticesi mi olduğunu farklı yönlerden ele alan Aysever, edebiyatın kendi içindeki etkileşimini yazarlardan alıntılarla sunuyor.

Bunun yanında kişisel deneyimlerinden yola çıkan yazar, tiyatro ve edebiyat çevresinde kurduğu ilişkiler ve bunların yarattığı hayal kırıklıklarına da değiniyor. Birçok okurun gözünde ulaşılmaz ve insanüstü sıfatlara layık görülen pek çok kişinin eserleriyle okurda çizdikleri portrenin arka yüzünde çok büyük sorunların bulunduğunu söylüyor.

Aysever, romancının sahip olduğu özgürlük alanını şu ifadelerle tanımlıyor: “Romancının, Hitler ve Obama’yı aynı masaya oturtmak gibi bir olanağı vardır. Üstelik bunu Saddam’ın aşçı olduğu bir lokantada ve Che’nin yan masasında yapabilir. Ortaya çıkan gerçeküstü durum, başlı başına büyük bir hiciv olabileceği gibi, çok sert ve kavgalı bir siyasal etki de yaratabilir. Ancak hiçbir okur bu metin ya da roman için gerçek değil, diyemez. Roman bir başka gerçekliği, kendi ölçütünde ve düzleminde kurar. Romancının tarihçiye üstün geldiği yer bu özgürlüktür. Bu uydurma bize bambaşka düşünme, anlama, sezme ve akıl yürütme alanı sağlar.”

Elbette romanın hareket alanındaki sınırsızlık okura da uçsuz bucaksız bir hayal dünyası sağlar. Okur, yazarın tutkularına şahitlik ederken, romanın sunduğu örüntüde kendisini başka yerlerde, farklı hayatların içinde bulur. Aysever yazarın okuyucunun dünyasına sızma tutkusunu şöyle tanımlıyor: “Garip bir gelecek iletişimi, beklentisi ve kurulacak olan yeni düzende yer alma arzusudur onunki! Beter bir hastalıktır diyebiliriz.”

Yazı kime aittir? Yazının sahibi onu kaleme alan mıdır yoksa okuyan mı? Bunu şöyle cevaplayabiliriz: Yazı başkası tarafından okunana kadar kalemin sahibine, sonrasında ise okuyan her ayrı bireye aittir. Herkesin bir rengi, kokuyu ya da duyguyu algılama ve tanımlama biçimi farklıdır. Herkesin kendi kırmızısı ve öfkesi vardır. Hemingway onu boşluk duygusundan kurtaran istiridye ve şarabın tadını her ne kadar ayrıntılı da tanımlasa, hepimizin dilinde bıraktığı tat farklı olmuştur. İşte yazının Aysever’in de sıkça vurguladığı “bambaşkalığı” bu etkileşimin bir sonucudur. Yazarın ifadeleri onları okuduktan sonra benim algımda damıtılmış ve anlamlandırılmıştır bundan böyle. Bir diğer deyişle “Nasıl Yazar Olunur?” ve “Edebiyat Ölmelidir” benim de eserlerimdir artık. Sizler okuduğunuzda sizlerin de olacaktır ve böylece sahipleri çoğalacak, daha fazla insanın ortak bir noktası haline gelecektir.

“Nasıl Yazar Olunur?”, Enver Aysever, 240 s., Remzi Kitabevi, 2013

“Edebiyat Ölmelidir!”, Enver Aysever, 248 s., Remzi Kitabevi, 2013

Bu yazı Remzi Kitap Gazetesi’nin Temmuz 2013 sayısında yayımlanmıştır.

This entry was posted in ≡ Remzi. Bookmark the permalink.

Bir Cevap Yazın