Bir canlı ölürken diğerleri ses çıkarır

cocuk

Dün gece Kobanê’de korkunç saatler yaşandı. Daha önce başka yerlerde ve daha önce… İnsanlığın kutsallarını yarattıktan sonra başlattığı kıyımlar kaydedebildiğimizden çok daha öncesine dayanıyor.

Sınırın hemen ötesinde bu trajedi yaşanırken Türkiye’nin zulüm karşısında takındığı (ya da takınamadığı) tavrı sorgulamak için binlerce insan sokaklara yürüdü. O sırada bizim ulusal kanallarda yine her zamanki tablo: TRT’de Beni Böyle Sev yeni bölüm, Kanal D’de Ulan İstanbul, Show TV’de Güldür Güldür Show (bandıra bandıra ye beni), Fox TV’de 1 Erkek 1 Kadın 1 Çocuk… Halkın geri zekalı olarak kalması için elinden geleni yapan organ yine iş başındaydı özetle. Binlerce kişi hangi sebepten olursa olsun aynı anda sokağa döküldüyse herhangi bir ortalama ülkede herkesin dikkatini oraya vermesi beklenmez mi?

Vermiyorsunuz işte. Çünkü kazandığı paranın kimin cebinden çıktığına bakmadan büyütülmüş bir ırkın ahfâdısınız. Çünkü kendi konforlu yaşamlarınız, yeni koltuk takımlarınız, duvardan duvara uzanan iğrenç desenli halılarınız ve perdeleriniz, TV karşısında çiğnediğiniz kuru yemişlerle ve dedikodularla oynayan çirkin çeneleriniz, kaybetmekten ölümüne korktuğunuz ve şişinerek anlattığınız mülkiyet haklarınız ve herkesin önünde eğilmesi gerektiğine inandığınız kutsallarınız var.

Bir canlı ölürken yaşayanlar ses çıkarır. Bu sadece insan için geçerli değil. Yavrusu yanında can çekişen bir köpeğin, bir kedinin ya da kuşun gözlerini, uluyan ağzını, çırpınan kanatlarını görmeyenleriniz, onunla birlikte çırpınmayanlarınız elbette ne dediğimi anlamakta zorlanacak. Başkasının ölümünü kolayca kabullenmek ve kendi ölümüne yeğ tutmayı “akılcı yaşam” olarak benimsemiş kirli zihinler “erkekliğin -burada kastedilen akıllı insan- onda dokuzunun kaçmak” olduğu düsturuna taparak yaşamaya bayılırlar. Çocuklarına bunu öğretip, “Bana dokunmayan yılan…”la başlayan cümlelerini tekrar edip dururlar.

Evet yaşayanlar ses çıkarır. Hem de bu sesi sadece bugünün Kobanê’si için değil; kocası tarafından öldürülen Aysel için, ailesinin katlettiği transseksüel Rüya için, sokakta bacaklarından sürüklenen koyunlar için ve daha birçok zulüm için…

Peki, siz ne yapıyorsunuz? Ne yapıyorsunuz siz? İcat ettiğiniz sınırlarınız, mistik yönelimleriniz… Neyiniz var bunların dışında? Mutsuz evlerinizde tatmin olduğunuz hamaset cümleleriniz ve kutsal yatak odalarınızın dışında sizi mutlu eden ne var? Neden insanların (ve tüm canlıların) ömürlerini doğanın el verdiği ölçüde mutlu, huzurlu ve onurlu geçirmesini istemiyorsunuz? Neden zulme açılmayan çeneleriniz ses çıkaran insanları eleştirmek için açılıyor?

İnsanın canlıların en erdemlisi olduğu martavalına kendinizi inandırdınız ama size kötü gerçeği hatırlatmakta yarar var: Erdem löp löp yuttuğunuz şerbetli tatlılarla olmuyor. Kargalar yuvalara saldırdığında -sadece kendi yuvası için değil tüm ağaç, tüm orman için- çığlık çığlığa bağıran kuş sizden çok daha erdemli. Susmaya programlı yetiştirdiğiniz -dahası bunu akıl ürünü sayan- hımbıl çocuklarınız da tıpkı sizler gibi dünyanın kaynaklarını çılgınca sömürüp aç kalana sırtını dönerek, ölene gözünü yumarak, çığlıklara kulaklarını tıkayarak gübre olacakları günü bekleyecekler.

Ha bunu okurken rahatsız olduysanız o halde çözüm çok basit. İçinizden tekrarlayın, mantıklı olduğunu fark edeceksiniz:

  • Bir birey başka birinin kutsalına kurban edilemez.
  • Eğer bir haksızlık varsa orada yapılacak TEK şey karşı saf tutmaktır.
  • Bir canlı ölürken diğerleri ses çıkarır, rengine, boyuna ve coğrafyasına bakmadan.
This entry was posted in Ahlak, Hayat. Bookmark the permalink.

Bir Cevap Yazın