Masallarda Yollar Hep Uzun

sBTROUcTrlg

“Sen rüzgarın bahçesindesin, şurada gündoğusu, öte tarafta günbatısı…” diyordu palyaço bebeğe. “Sıkı tutun! Rüzgarlar hem birbirleriyle hem de burada, yükseklerde yollarına çıkan her şeyle oynarlar. Bulutlarla, yağmur damlalarıyla, kar taneleriyle oynamaya bayılırlar; şimdi de olağanüstü güzel bir oyuncak uçarak onlara doğru geliyor.”

Gerd Schneider, Kafka’yı konuşturduğu cümlelerde, yalnız bir çocuğa anlattığı masalları şöyle tarif eder: “Gerçeğe dönüşen düş yolculukları bunlar… Yer çekimsizliğin, sisli ve gizemli olayların, nehirlerin ve göllerin, çöldeki bir meltemin, yabancı hayvanların, tiyatronun bellekteki izleri yani… Böyle bir tiyatroda biz şairler aynı anda, oyuncu, balon pilotu, makinist, dekorcu, ip cambazı, keşif yolcusu, hayvan terbiyecisi ve kuklacı oluveririz.” ve Kafka günlüğüne şunları not eder: “Masallar yazmak isterdim, insanların yemek yerken bile okumak için masanın altında tutacağı, teneffüslerde bile elinden düşüremeyeceği, diğer çocukların ‘Ne okuyorsun sen öyle?’ diye soracağı masallar…”

Schneider’in kurgusunda, oyuncak bebeğini kaybeden küçük kız Lena, arkadaşının elinden gitmesiyle büyük bir hayal kırıklığı yaşar. Bu kaybın onu ele geçirmek üzere olan yalnızlığın yolunu açtığını gören Kafka, Lena’ya bebeğinin kaybolmadığını sadece kendi seçimini yaptığını söyler. Ancak bu avuntu değildir. Herkes gibi Kafka da gidenin ardında bıraktığı ağırlığı omuzlarken, yokluğu hafifletecek daha güçlü avuntulara ihtiyaç duyulduğunu bilir. Kafka elindeki tek kozu oynayacaktır: Masallar anlatmak. Zira bir çocuğun hayal dünyası, yetişkinlerin inanmayacağı binlerce masala açıktır. İşte bu andan itibaren iki hayalperestin dostluğu ve kayıp bebeğin yolculuğa koyulduğu gök kuşağı dünyası büyüdükçe büyür.

***SsYDp_w4XnM

Bebek kız hedefine varmıştı. Köy meydanındaki ip cambazlarını gördüğü andan beri, gökyüzü ülkesinin kadını olmak istiyordu. Yaylanan bir ip üzerinde dans etmek, o dans ederken sirk çadırından önce korku, sonra rahatlama ve sonra hayranlık dolu çığlıklar yükselsin istiyordu… Tek ayak üzerinde durup büyük, tuhaf bir kuş gibi görünmek… İp atlamak, ipler sirk müziğinin ritmiyle çevrilirken renkli bantlarla oynamak ve dans etmek, tüy gibi hafif ve yerçekimsiz olmak…

Sirkler renkli ışıkları, müzikleri ve sürekli gülen yüzleri ile çocukların hayallerinin bir diğer parçasıdır hep. Tutkuyla burada ilk kez tanışır çoğu çocuk. Onca riski alıp yerçekimine, ateşe ve daha nicesine meydan okuyan yetişkinlerin renkli kıyafetlerini bir gün giymeyi hayal ederek ayrılırlar sirk çadırından. Herkesin, hayvanların bile yüzündeki gülüşün aslında bir ışık oyunu, dudakların gülümsercesine yaptığı kıvrımınsa boya kaleminin izi olduğunu kimse anlamaz çoğu zaman.

Bruce Davidson’ın 1958’de bir New Jersey sirkinde çektiği fotoğraflar, çadırlar ve karavanların makyajsız halini sunar bize. Yüzlerde belki vardır mutlu makyajlar ancak bakışlar farklı dokunur siyah-beyaz karede izleyenlere.

Bruce Davidson’ın sirk (ve ünlü cüce) fotoğraflarına Magnum arşivinden ulaşmak için burayı takip edebilirsiniz.

Gerd Schneider’in güzel romanı Kafka’nın Bebeği ile ilgili daha önce aktardığım görüşlerimi burayı takip ederek okuyabilirsiniz.

Çocukluk hayallerinizi kurcalamaya ve eskinin içinde yeni bir dünya keşfetmeye ise istediğiniz yerden başlayabilirsiniz. :)

FotoğraflarBruce Davidson, 1958

This entry was posted in Çocukluk, Hayat, Kadraj, Kitap and tagged , , , , , , , , . Bookmark the permalink.

Bir Cevap Yazın