« Eski Home
Yükleniyor Yeni »

Masturbate my EGO!

Facebook’ ta bir süredir profilime ekli olan “arkadaş karşılaştırma” uygulamasının istatistikleri bugün ilgimi çekti.

Arkadaşların oylama sonuçlarında neler değilmişim ki?

En çalışkan, en komik, en iyi dans eden, en güvenilir, en yaratıcı… Hatta ıssız bir adada kaldığında beni yanında isteyecek delilikte arkadaşlarım bile var.

Eh bu liste okunurken, bu şarkı iyi gider o halde. :)

Download

Hediye

Zaman

Eskiden şehirli insanlar özel günlerde birbirlerine hediyeler verirlermiş.
Böylece özel günü daha anlamlı kıldıklarını düşünürlermiş.
Aslında esas hediye o günü hatırlamaktan geçermiş ya, işte, bu insanlar hatırladıklarını kanıtlamak için seçerlermiş bu yolu.
Böylece kendilerini tatmin, karşılarındakini mutlu ederlermiş.

Hediyeler bazen giyilir, bazen yenir bazen de bir yere konulup seyredilirmiş.
Bunlar nesnel hediyelermiş.
Yanyana olanların hediyeleri ancak böyle nesnel olabilirmiş.
Uzaktakiler ancak seslerini ya da yazılarını hediye edebilirlermiş birbirlerine.
O yüzden yazı bulunmuş, telefon icat edilmiş.
Hepsi insanlara sunulan hediyelermiş, amaçsa insanların hediye vermesiymiş birbirlerine.

Yıllar geçmiş.

İnsanlar tarihlere mi küsmüşler bilinmez, özel günler ‘özel’liğini yitirmiş.
Hatırlayanlar ya açık camdan atmışlar hediyelerini ya da e-posta adreslerinden.

Hikaye bu kadarmış, bitmiş.
Hediye bu sefer e-posta ile gelmiş.
Küçük bir sarkıymış hediye, dinlenmiş.
Sonra kalınan yerden yaşamaya devam edilmiş.

Nice mutlu yıllara.
Ozan

Collage - Décollage

Kolaj-Dekolaj SergisiÇok farklı köken ve kültürlerden gelmelerine karşın, 1929 İstanbul (Türkiye) doğumlu Burhan Doğançay’la 1926 Quimper (Fransa) doğumlu Jacques Villeglé benzer şekilde kentle ilgilenmişlerdir. Biri erken dönemlerinden başlayarak çeşitli yerlerde olan biteni görmek için yolculuk etme gerekliliğini hissederken, diğeri Paris’e yerleşip başka sanatçılarla birlikte “Yeni Gerçekçilik” serüvenine katılır. Burhan Doğançay’ın sanatı önceleri klasik resimleri anımsatsa da –yolculuklarının tanıklığı, guvaşlar ve suluboyalar– sanatçı, 1960’lı yıllardan sonra ziyaret ettiği kentlerin duvarlarından topladığı imge ve simgelerle beslenmeye başlar yalnızca. Jacques Villeglé ise, 1949’dan sonra sanatını kentteki afiş panolarından topladığı malzemelerle biçimlendirir; “anonim yırtık afişler” olarak adlandırdığı bir “tablolar” dünyası ortaya koyar.

İlki kolaj, ikincisiyse dekolaj yapar. Bu iki yöntem birbirine koşut değilse de benzer olan iki tutumu yansıtmaktadır: Bir yandan sırtını kent izleğine dayamış rengârenk bir ikonlar dünyası yaratırken, bir yandan da o dünyanın bütünüyle soyut kompozisyonlar içinde eridiği bir imgeler dünyası kurarlar.

Kuşaklarının önde gelen sanatçılarından ikisini aynı sergide buluşturma düşüncesi, iki sanatçının benzerliklerini ve aynı zamanda farklılıklarını açığa çıkarmayı hedeflemektedir. Onların bu yapıtları, kendi tarzlarında, aynı estetik atılım içinde “graffiti” sanatının yükselişini haber vermektedir.

Sergi 13 Temmuz 2008′ e kadar Pera Müzesi‘ nde görülebilir.

Gavur Mahallesi

Bir Zamanlar “Gavur Mahallesi…”

Yazar Vital Cuinet, “Osmanlı Asya Vilayetleri” adlı eserinde, 1890 yılında, Diyarbakır Şehrinin nüfusunu 35.000 kişi olarak vermektedir. Bu nüfusun 20.142’si Müslüman, 10.259’u Ermeni, 960’ı Rum, 999’u Katolik Keldani, 1350’si Suriyeli Katolik ve Yakubi, 284’ü Yahudi olarak ayrıntılandırılmaktadır.

“… Mecliste bulunanlar hep beraber zihinleriyle Diyarbekir “kuçe”lerinde gezinerek “ğhane ğhane” Ermeni evlerini saymaya, bu evlerde yaşayan Ermenilerin nereli, ana, baba, “olığ çocığ” kaç kişi olduklarını tespit etmeye çalışırlardı. Bunun için Hançepek’te, Ermenilerin yoğun olarak yaşadığı Gavur Mahallesi ya da Gavur Meydanı’nın hangi sokağından başlayıp, hangi yoldan yürüyüp en son nerede, hangi sokakta bu sayma işine son vereceklerini kararlaştırırlardı…”

Fotoğraf: Müjgan Arpat

“Demağ ki, Diyarbekir’de üç yüz elli ğhane Hay var…”

Bu dönem, Margosyan’ın anılarında yaşam biçimi olarak da gözlerimizin önünde canlanıyor:
“… Yemenici, lastikçi Eğuş yine çarık dikmeye, demirci Mero kurt kapanı yapmaya, marangoz topal Nişo erik ağacından kaval yapmaya, nalbant Henuş nal çakmaya, kısacası herkes kendi işine dönerken Keldani asıllı attar Yusuf ile dükkan komşusu Süryani asıllı berber Yakup da kaldıkları yerden dama oynamayı sürdürdüler.”

………….

“… Diyarbakır’da yaşıyorsunuz. Her sabah erkenden kalkıp işinize, sıvacılığa gidiyorsunuz. Yolda yürürken, tanıdık, eş, dost, akraba, bir sürü insana rastlıyorsunuz. Kimine Ermenice “pariluys”, kimine Arapça “selamünaleyküm” diyorsunuz; akşam, kireç, harç, badana, boya karışımı elbisenizle işten dönerken de, yine kimilerine Ermenice “parirgun”, bazılarına Türkçe “iyi akşamlar”, başkalarına da Kürtçe “evarete ğher” deyip, omzunuzda taşıdığınız kocaman karpuzunuzla eve giriyorsunuz;…”

KALANLAR… GELENLER…
“Gavur Mahallesi”nden Ne Kaldı?
Şimdi ise Diyarbakır’da yalnızca üç Ermeni, 18 Süryani, 30 kadar Keldani yaşadığı biliniyor. Gavur Mahallesi’nde ise hiç yok… Yok mu?

Fotoğraf: Müjgan Arpat

GAVUR MAHALLESİ – KALANLAR / GELENLER Sergisinde, fotoğrafçı Müjgan Arpat, Gavur Mahallesi’nin son beş yılının öyküsünü anlatıyor.

Müjgan Arpat beş yıl boyunca Gavur Mahallesini karış karış gezdi, insanlarla tanıştı, binlerce fotoğraf çekti. “Kalanları” fotoğrafladı, iki yıl önce kiliseleri kullanılmaz hale gelen Ermenilerin, Süryani kilisesine taşınıp ibadetlerini burada sürdürmelerine, bir mezar taşının yok olmasına tanık oldu. Kalan evlerin ve işyerlerinin yeni sakinleri, zorunlu göç mağduru yoksul Kürt ailelerin buralardaki “yeni yaşamlarını” gözledi. Sığındıkları mekanı tanımayan, Türkçe bilmeyen, yoksunluğa ve acılara direnen insanları… Müjgan Arpat, iki ayrı dünyanın bağını fotoğraflarla kurdu…

Bu sergi de iki bölümden oluşuyor… “Kalanlar” bölümü, dönemin “Gavur Mahallesi”nde yaşayanların izini sürüyor. Varolmaya direneni, direnemeyeni, silineni…. Ermenilerden, Süryanilerden, Keldanilerden kim kaldı? Kalamayanlar ne bıraktılar arkalarında? “Gelenler” bölümü ise zorunlu göçle gelip mahalleye yerleşen Kürt ailelerinin fotoğraflarından oluşuyor. Terk edilmiş izlerin üzerine yerleşen terk edenlerin dramını sergiliyor.

Serginin bütünü ise üst üste binmiş acıların temassızlığını anlatıyor. Aslında temas kurmaya çalışıyor.

Fotoğraf bir ışık olabilir mi? Silinmiş izleri yeniden konuşturabilir mi? Bir fotoğrafçı nasıl yüzleşir kendi tarihiyle? Bilmediği geçmişin acısını nasıl görüntüler? Müjgan bir umutla sarılmış makinesine.

Müjgan’ın fotoğrafları bu sorulara yanıt veriyor.
Sergi 14 Haziran’ a kadar Karşı‘ da.

Minik Pati Fotoğraf Yarışması

Minik Pati‘ nin düzenlediği “sokak hayvanları” konulu fotoğraf yarışması ile ilgili ayrıntılı bilgiye buradan ulaşabilirsiniz.

Sokaktan Hayvan Sahiplenmek

7 Haziran 2008 itibariyle internette sahip arayan hayvanları inceliyorum.
Sadece tek bir sahiplendirme sitesine son bir hafta içinde 300 üzeri ilan gönderilmiş.
Renk renk, çeşit çeşit, ırk ırk hayvanlar.
Neredeyse hiçbiri sahip bulamıyor.

Sonra çıkıp Kadıköy’ de bir “petshop”a uğruyorum.
İş olsun, sadece yeni hayvanlarla selamlaşayım diye.
15 dakika içinde iki köpeğin siparişi alınıyor.

“Burada bir dengesizlik var” diyorum.

Sokakta, barınakta parayla aldığınız hayvanlar ile aynı genetik yapıda, aynı ruhsal yapıda (belki biraz daha yaralı), özetle, aynı ASİLLİKTE (!) -belki duymak istediğiniz sıfat budur diye ekliyorum- bir sürü yavru kendilerine sahip çıkacak insanları bekliyor.

Lütfen artık sapkın egonuzu yenin.
Kendinize sokaktan bir dost edinin.

İnanin verdiğinizin çok fazlasını alacaksınız.

Semt ve İletişim

Salacak Festivali işe yaradı.

Aynı semtte yıllardır oturup birbirinden bihaber olan dostlar bir araya geldi.

Gençleri, yaşlıları, evcil dostları ile Doğancılar Parkı renklere bulandı.


Para Çerçevesi :)

Istanbul' a

hayatım sadece bir gün olsaydı

onu sende yaşardım şüphesiz

belki ceviz ağacı olurdum toprağında, Nazım gibi

izlerdim olanca yüksek dalımdan seni

ya da dinlerdim Orhan Veli gibi

eteklerinde çırpınan kuşun sesini

ama sende olurdum şüphesiz

bilsem de yarın öleceğimi

Ozan Ezgi Berberoglu

Çerçeve

Çerçevenin Arkası : Renkli Kız

Onlar ne dediler?

RSS

Neydim? Ne oldum?

Reklam Değil!

 

 

 

Elinin altında

 

Firefox kullanıyorsanız ve yukarıyı tıkladığınızda sayfayı sık kullanılanlara ekleyemiyorsanız bu bir kaçış yolu değildir. Bu işi yer imlerinden de yapabilirsiniz. Lütfen bu kadar hazırcı olmayın. ;)

Uhh!


Kim, nereden, nasıl gelmiş?

Çerçeveme Bakanlar (MyBlogLog)

Sıkıldıkça çektiğim fotoğraflar

www.flickr.com
This is a Flickr badge showing public photos from Ozan Ezgi Berberoglu. Make your own badge here.