« Eski Home
Yükleniyor Yeni »

Kürke Hayır Platformu Sloganını Arıyor!

Kürke Hayır Platformu Slogan Yarışması

İnsanlara çekici bir ürün olarak sunulan kürkün ardındaki vahşetin boyutu hakkında kamuoyunu bilgilendirmeyi amaçlayan Kürke Hayır Platformu, bu konuyu yalnızca hayvan hakları yönü ile değil; kürk endüstrisinin doğaya verdiği zararlar, çeşitli basın-yayın organları yoluyla tüketicilerin kürk hakkında yanlış bilgilendirilmesi ve tüm dünyada kürke karşı oluşan olumsuz tavır nedeniyle moda firmalarının başvurduğu etiket sahteciliği yönleri ile ele almaktadır.

Platform, kürkün bir tüketim ürünü değil hayvanlara yapılan zulmün son ürünü olduğunu vurgulamak amacıyla yeni bir slogan yarışması düzenlemekte.

Yarışmaya 15 Kasım 2008′ e kadar e-posta yoluyla katılmak mümkün.

İlgilenenler Kürke Hayır Platformu internet sitesinden ayrıntılı bilgiye ulaşabilir.

Biz Erkek Değiliz!

Yeni ve marjinal girişim, küfür ve alayların odağı olmaya mahkum, boynunda cezası ile sehpanın çevresinde dolanıyor.

Bu oluşumu incelediğimde yıllar önce feminizme destek verdiğini söyleyen bir ünlümüze başka bir ünlümüzün yaptığı “sen ilerde oturarak işersin” yorumu aklıma geldi.

Bir nev-i yeni sorunsal: Hıyar tarlasında orkide yetişir mi?

Orkide diyince feminist mi olduk? Yoksa erkeklere hıyar mı demiş olduk?

En iyisi kendi internet günlüklerinden alıntı ile bu inisiyatifi öğrenmek.

Toplumda hakim olan erkeklik biçimlerine, cinsiyetçiliğe, dayatılmış cins kimliklerine ve homofobiye karşı olan anti-otoriter bir erkek inisiyatifidir. İtalyan sanatçı Pippa Bacca’nın tecavüz edilerek öldürülmesine karşı ortaya çıkan tepkilerin ardından kendi tavrını ortaya koymak isteyen bazı anarşist/anti-otoriter erkeklerin çağrısıyla, 19 Nisan 2008 Cumartesi akşamı Galatasary lisesi önünde başlayıp Taksim meydanına kadarbir yürüyüş gerçekleştirilmiştir. Eylem 50′nin üzerinde anarşist, anti-otoriter, sol ve muhalif erkeklerin katılımı ve bir o kadar anarşist ve feminist kadının desteğiyle gerçekleştirilmiştir. Bu eylemin ardından toplumsal cinsiyet ve erkeklik konularında hem sokağa yönelik eylemler hem de daha yaygın çalışmalar yürütmek üzere bu eylemin örgütlenmesinde yer alan bazı anti-otoriter erkekler “Biz Erkek Değiliz İnisiyatifini” oluşturmuşlardır.

Oluşumun web sitesine ulaşmak için burayı, Facebook grubuna ulaşmak için burayı takip edebilirsiniz.

Ayrıca bakınız.

Criminal

Kesimhane


Saat 04:36
Mezbaha şu ana kadar cinayetlerine devam etti . Yaklaşık bir buçuk dakika sonra şu an gözümü yakan beyaz ışığın çok uzağında olacağım. Sağır eden makine gürültülerini duyamıyor, tenimde odanın soğuğunu hissedemiyor olacağım ve ayaklarımın altında kayan bant artık başımı döndüremeyecek.
Çünkü bir buçuk dakika sonra başımla gövdem arasından soğuk bir çelik geçmiş, vücudumu iki birleştirilemez parçaya ayırmış olacak.
Üzeri pas ve kan izleriyle bulaşık beyaz duvarlardan yansıyan yoğun ışık beynimin içine işliyor. Doğduğum gün gördüğüm sarı ve sıcak ışıktan çok uzak, kablolardan taşınıp ölümümü izlemeye gelmiş meymenetsiz, apaçık alçak bir ışık bu.
Dişlilerin gıcırtısı devam ederken gözlerimi bandın dışına çeviriyorum. Kanımı donduran görüntüler, beynimin muhakeme yeteneğinin devre dışı kaldığı, hiç bir felsefenin ya da süslü paragrafın etikliğini kanıtlayamayacağı bir kıyımın zihnime kazınan son kareleri oluyor.
Işığı görebildiğim ve rüzgarın bedenimi yalayışını hissedebildiğim şu son bir buçuk dakika, evvelce aynı mekanda yemek yediğim ve gece yaslanarak uyuduğum dostumun yürüyen bir platform üzerinde, sağ arka bacağından sallanıp, başı ve gövdesi arasından alçakça açılmış bir boşluktan kanını yere boşaltmasını izleyerek geçiyor.
Korku ya da hüzün duymuyorum. Karmaşık düşünce sistemlerinin tümünün sahibi, biliş düzeyinin tepe noktasında ve hatta tanrı silüetiyle yaratıldığı düşünceleri ile kendini yücelten bir türün, aslında bünyesinde “sadizm” barındırabilen tek canlı olduğunu görüp sadece kendilerinden tiksiniyorum.
Düşüncelerle birlikte ayaklarımın altında devam eden yol son rampasına giriyor. İlk kez bacaklarımın titrediğini hissediyorum! Ölümden mi korkuyorum? Hayır, hayır! Sadece bu kadar amaçsızca ölmek onuruma dokunuyor.
Derken…
Sağ bacağım tüm ağırlığımı taşıyamayacak, diz bağlarım kopuyor. Gırtlağımın tam önünde keskin bir batma ve bir sıcaklık..
Ciğerlerim havayla dolamıyor…

Saat 04:37
Günlerdir parmaklığıma dayanıp beni burdan bırakmaları için haykırıyorum.
Son olarak, sağ duvara asılı su deposunu devirdiğim için dört gündür susuzum.
Dilimi ağzımın içinde oynatırken zorlanıyor, gözlerimi uzak noktadaki objelere odaklayamıyorum.
Elbette hiçbir yoksunluk hali, ailemi yeşil yaşam alanımda bırakmanın verdiği acıyı veremiyor. Memelerimi, yarı çıkmış dişleriyle çekiştiren bebeklerimin soğuk toprak üzerinde yemeksizlik ve annesizlikten can çekişerek yok olduğunu düşünmek, infazımın çabuk gelmesi için dua etmeme sebep oluyor.
Atıldığım tel kutunun kapısını açıp beni kirli ellerine alan bu insan, günlerdir kanayan ve çürümüş yumurta gibi kokan yaramın üzerini tek tırnağıyla kanırtarak küfrediyor. Kendisinin düşünce sisteminden ve tümden varlığından tiksindiğim için canımı acıtabildiğini ona belli edip sadist hazlarını tatmin etmek istemiyorum.

Ah! İşte beklediğim darbe! Beni yere atıp, kuyruk sokumuma dev bir tekme savurdu. Sanırım omuriliğim kopmuş olacak ki arka bacaklarımla direnemiyorum. Devasa büyüklükteki ayağını göğsüme bastırıp, başımı elleri arasına alıyor. Kırılan kaburgalarımın çatırtısıyla birlikte, yerini tam olarak belirleyemediğim ve üstümde tepinen insan(!) türünün dayanamayacağı cinsten bir sancı hissediyorum.
Sol eline bir bıçak alıyor. Gösterdiğim çırpınma reflekslerinden rahatsız “neden sorun çıkartmadan geberemiyorsunuz siz” diyen bir bakış atıyor ve bıçağını vajinamın tam önüne saplıyor.
On beş gündür göremediğim çocuklarımın yanına gitmenin keşke daha acısız bir yolu olsaydı diyorum.
Dilimi bilmeyen adam çığlığımla daha da tahrik oluyor ve bıçağı vücudumun üzerinde gezdirip açtığı aralıktan ellerini sokarak yıllardır bana ait olduğundan emin olduğum ve taşımaktan gurur duyduğum postumu gurursuzca üzerimden sıyırıyor.
Evet! Beni canlı canlı yüzüyor!
Tüm vücudumda ateş gibi bir yanma ve bilincimi yitirmeme sebep olan bir ağrı hissediyorum.
Ancak hala nefes alabiliyorum, evet nefes…
Üç oğlumun yanı başımda bir kökü kemirdiklerini görüyorum. Bir diğeri etrafımda koşarak yaban çileği yuvarlıyor.
Kendime bakıyorum; onları taşıdığım oda darmadağın… Olmaması gelektiği gibi…

Saat 04:38
Dışı yüzlerce wattlık ampullerle aydınlatılmış, şaşaalı binamın bodrum katındaki kafesten alınıyorum.
Öğlen vaktinde getirildiğim bu kurumun çok sıkı bir çalışma prensibi ve misyonu var. 7/24 türdeşlerimi öldürerek insanları mutlu ediyorlar. Ana binanın giriş kapısında da 7/24 mesai yaptıklarını gösteren bir ışıklı tabelaları ve her saat insanların şikayetlerini dinledikleri bir telefon hatları mevcut.

Ensemden büyük bir güçle asılan adam tüm hırsıyla beni çelik masanın üzerine savuruyor. İnsanların arasında uzun yıllar yaşadığımdan dillerini az çok anlayabiliyorum. Birisi beni öldürmek için doktora ihtiyaç olduğunu savunuyor, diğeri bu basit iş için kurumun kalifiye elemanlarını rahatsız etmenin gereksiz olduğu kanısında. Ama hemfikir oldukları tek bir şey var ki, o da beni bir kaç dakika içinde öldürmeleri gerektiği.
Telefonu eline alıp bir şeylere kafa sallayan ikinci adam, eliyle arkadaşına onaylama işaretini yapıyor. Ensemdeki adam tek eliyle, kafamı çelik masaya bastırırken, diğer eliyle kolumu sıkıyor. Öteki adamın elinde orta boy bir enjektör koluma doğru yaklaşıyor.
Olanca gücümle çabalayıp kafamı kurtarıyor ve ölmek istemediğimi bu anlama özürlü canlılara anlatmak için dişlerimi enjektörü tutan ele geçiriyorum.
Onu çok sinirlendirmiş olmalıyım ki bana o ana dek öğrendiği tüm küfürleri sayarken tam alt çenemin ortasına sert bir yumruk yerleştiriyor. Takiben, ardındaki dolabı açıp tek elim büyüklüğünde bir enjektör daha çıkarıyor. Enjektörü havaya kaldırıp boşluğa doğru pistonu çekerken, zevkin en büyük dilimini ağzında çiğnercesine sırıtıyor.
Adam, içine boşluğu çektiği iğneyi kaburgalarımın arasına tek hamlede sokuyor ve pistonu sonuna kadar ittiriyor. Her şey o kadar ani oluyor ki, vücuduma giren iğnenin acısını farketmeden göğsümde eşsiz bir sıkışma hissediyorum.
Görüşüm bozuluyor ve nefes alamıyorum. İstemediğim bir şeyi vücudumdan atmaya çalışırcasına kasılıyor ve havayı bir kez daha içime çekebilmek için tüm kaslarımı zorluyorum…

Saat 04:39
Sabahın ilk ışıklarıyla evine dönen kadın, alkole teslim ettiği elleriyle kilidi açıyor.
Ufak bir gıcırtıyı takiben kapanan kapının ardına uzun tüylü, havalı, kendisini onun içinde iken çok önemli hissettiği kürkünü asıp koridordan yalpalayarak devam ediyor.
Komodinin üzerinde, arabasının tekerleklerine işediği için ölümünü istediği köpeği almalarını talep ettiği telefon numarasının yazılı olduğu kağıdı tek avucuna alıp sıkıyor ve bir şeyleri başarmış olmanın verdiği gururla gülümseyerek banyoya ilerliyor.
Alkolün yanında yediği koyun parçaları midesini rahatsız etmiş olacak ki kafasını klozete gömüp kusmaya koyuluyor…

I’m a freak!

Yaz bitti, bahar bitti ve gözyaşlarından sıkıldınız mı?

O zaman gözlerinizi, kör eden kimyasallar ile yıkadıktan sonra, eskimiş faniladan bir bant yapıp sarabilir ve Sonny J dinleyebilirsiniz.

“Kim takar Yalova Donna Hightower’ ını” gençliğinin arasında “ne varsa eskilerde var” diye dolanan 30- şahısların bir şeyler bildiklerini kanıtlamak için “cover”lara sığınıyorum.
Download

Şarkıyı leylek bacaklı sarışın zombi izleyerek dinlemek isteyenler klibin keyfine varabilir.

Caz festivali biletlerine Migros Kağıt Havlu muamelesi yapan Nilay’ a Sonny J’ den haberdar olmamı sağladığı için teşekkür ediyor, bunu söz konusu biletlerin özrü olarak kabul ediyorum. :P

Kafamı Dinliyorum

Boğaz’ ın en sevdiğim yerinde, Tarihi Yarımada’ ya karşı bahçeli bir apartman dairesi tuttum.

Şimdilik adayı göremesem de yakınımda olduğunu bilmek güzel.

Kısacası kafamı dinliyorum; yarı-nostajik arabeskim kulağımda.

Download

Masturbate my EGO!

Facebook’ ta bir süredir profilime ekli olan “arkadaş karşılaştırma” uygulamasının istatistikleri bugün ilgimi çekti.

Arkadaşların oylama sonuçlarında neler değilmişim ki?

En çalışkan, en komik, en iyi dans eden, en güvenilir, en yaratıcı… Hatta ıssız bir adada kaldığında beni yanında isteyecek delilikte arkadaşlarım bile var.

Eh bu liste okunurken, bu şarkı iyi gider o halde. :)

Download

Hediye

Zaman

Eskiden şehirli insanlar özel günlerde birbirlerine hediyeler verirlermiş.
Böylece özel günü daha anlamlı kıldıklarını düşünürlermiş.
Aslında esas hediye o günü hatırlamaktan geçermiş ya, işte, bu insanlar hatırladıklarını kanıtlamak için seçerlermiş bu yolu.
Böylece kendilerini tatmin, karşılarındakini mutlu ederlermiş.

Hediyeler bazen giyilir, bazen yenir bazen de bir yere konulup seyredilirmiş.
Bunlar nesnel hediyelermiş.
Yanyana olanların hediyeleri ancak böyle nesnel olabilirmiş.
Uzaktakiler ancak seslerini ya da yazılarını hediye edebilirlermiş birbirlerine.
O yüzden yazı bulunmuş, telefon icat edilmiş.
Hepsi insanlara sunulan hediyelermiş, amaçsa insanların hediye vermesiymiş birbirlerine.

Yıllar geçmiş.

İnsanlar tarihlere mi küsmüşler bilinmez, özel günler ‘özel’liğini yitirmiş.
Hatırlayanlar ya açık camdan atmışlar hediyelerini ya da e-posta adreslerinden.

Hikaye bu kadarmış, bitmiş.
Hediye bu sefer e-posta ile gelmiş.
Küçük bir sarkıymış hediye, dinlenmiş.
Sonra kalınan yerden yaşamaya devam edilmiş.

Nice mutlu yıllara.
Ozan


Para Çerçevesi :)

Istanbul' a

hayatım sadece bir gün olsaydı

onu sende yaşardım şüphesiz

belki ceviz ağacı olurdum toprağında, Nazım gibi

izlerdim olanca yüksek dalımdan seni

ya da dinlerdim Orhan Veli gibi

eteklerinde çırpınan kuşun sesini

ama sende olurdum şüphesiz

bilsem de yarın öleceğimi

Ozan Ezgi Berberoglu

Çerçeve

Çerçevenin Arkası : Renkli Kız

Onlar ne dediler?

RSS

Bu bir reklamdır.

Neydim? Ne oldum?

Reklam Değil!

 

 

 

Elinin altında

 

Firefox kullanıyorsanız ve yukarıyı tıkladığınızda sayfayı sık kullanılanlara ekleyemiyorsanız bu bir kaçış yolu değildir. Bu işi yer imlerinden de yapabilirsiniz. Lütfen bu kadar hazırcı olmayın. ;)

Uhh!


Kim, nereden, nasıl gelmiş?

Çerçeveme Bakanlar (MyBlogLog)

Sıkıldıkça çektiğim fotoğraflar

www.flickr.com
This is a Flickr badge showing public photos from Ozan Ezgi Berberoglu. Make your own badge here.